Oku. Al. Öner.

♥ Değerlendirmeler

1 Krallar 18

Kitap

Baba, İlyas'ı Ahav'a Gönderiyor

Bölüm 18.

Uzun günler sonra, üçüncü yılda Babamız'ın sözü İlyas'a geldi: «Git, kendini Ahav'a göster; ben de toprağa yağmur göndereceğim.»

İlyas da kendini Ahav'a göstermeye gitti. Samiriye'de kıtlık şiddetliydi. Ahav, sarayın sorumlusu olan Ovadya'yı çağırdı. (Ovadya Babamız'dan çok korkardı. İzebel Babamız'ın peygamberlerini öldürürken, Ovadya yüz peygamber alıp onları ellişer ellişer mağaralara saklamış, ekmek ve suyla beslemişti.). Ahav Ovadya'ya, «Ülkedeki bütün su kaynaklarına ve vadilere git; belki atları ve katırları yaşatacak kadar ot buluruz da hayvanlarımızdan hiçbirini yitirmeyiz» dedi.

Böylece dolaşacakları ülkeyi aralarında paylaştılar; Ahav tek başına bir yöne, Ovadya tek başına başka bir yöne gitti. Ovadya yolda yürürken İlyas ansızın karşısına çıktı. Ovadya onu tanıyınca yüzüstü yere kapandı ve, «Sen misin, efendim İlyas?» dedi.

İlyas ona, «Benim» dedi. «Git, efendine, ‹İlyas burada› de.»

Ovadya, «Ne günah işledim ki, beni öldürsün diye kulunu Ahav'ın eline teslim ediyorsun?» diye sordu. Baban'ın varlığı hakkı için, efendimin seni aramak üzere adam göndermediği ne bir ulus ne de bir krallık kaldı. ‹Burada değil› dediklerinde de, seni bulamadıklarına o krallığa ya da ulusa ant içirdi. Şimdi de bana, ‹Git, efendine "İlyas burada" de› diyorsun. Ben yanından ayrılır ayrılmaz, Babamız'ın Ruhu seni bilemeyeceğim bir yere alıp götürecek; ben de gelip Ahav'a haber verince, o seni bulamayacak ve beni öldürecek. Oysa ben kulun gençliğimden beri Babamız'a saygıyla bağlıyım. İzebel Babamız'ın peygamberlerini öldürdüğünde ne yaptığım efendime bildirilmedi mi? Babamız'ın peygamberlerinden yüz kişiyi ellişer ellişer mağaralara nasıl sakladığımı, onları ekmek ve suyla nasıl beslediğimi? Şimdi de bana, ‹Git, efendine "İlyas burada" de› diyorsun; o da beni öldürecek!»

İlyas, «Hizmetinde durduğum, göklerin ordularının Babası'nın varlığı hakkı için, bugün kendimi kesinlikle Ahav'a göstereceğim» dedi.

Ovadya, Ahav'ı karşılamaya gidip ona haber verdi. Ahav da İlyas'ı karşılamaya gitti. Ahav İlyas'ı görünce ona, «Sen misin, İsrail'in başına bela getiren adam?» dedi.

İlyas, «İsrail'in başına bela getiren ben değilim» diye yanıtladı. «Babamız'ın buyruklarını bırakıp Baallar'ın ardınca giderek sen ve babanın soyu bela getirdiniz. Şimdi haber sal, bütün İsrail'i, İzebel'in sofrasında yiyip içen dört yüz elli Baal peygamberiyle dört yüz Aşera peygamberini Karmel Dağı'na, yanıma topla.»

Ahav bütün İsrail halkına haber saldı ve peygamberleri Karmel Dağı'na topladı. İlyas bütün halkın önüne geçip, «Daha ne zamana dek iki düşünce arasında bocalayacaksınız? Eğer Babamız Tanrı'ysa, O'nun ardınca gidin; yok eğer Baal'sa, onun ardınca gidin» dedi. Ama halk ona tek söz bile söylemedi.

İlyas halka, «Babamız'ın peygamberi olarak yalnız ben kaldım» dedi, «ama Baal'ın dört yüz elli peygamberi var. Bize iki boğa verin. Baal'ın peygamberleri birini seçsin, parçalayıp odunların üzerine koysunlar, ama ateş yakmasınlar. Ben de öbür boğayı hazırlayıp odunların üzerine koyacağım, ama ateş yakmayacağım. Sonra siz kendi ilahınızın adını çağırın, ben de Babamız'ın adını çağırayım. Hangisi ateşle yanıt verirse, Tanrı O'dur.» Bütün halk, «Güzel söyledin» dedi.

İlyas Baal'ın peygamberlerine, «Madem çoğunluk sizsiniz, önce siz bir boğa seçip hazırlayın; sonra kendi ilahınızın adını çağırın, ama ateş yakmayın» dedi.

Kendilerine verilen boğayı alıp hazırladılar. Sabahtan öğlene dek Baal'ın adını çağırdılar: «Ey Baal, bize yanıt ver!» Ama ne bir ses vardı, ne de yanıt veren. Yaptıkları sunağın çevresinde oynayıp durdular.

Öğleyin İlyas onlarla alay etmeye başladı: «Bağırın, daha yüksek sesle! O bir ilah, değil mi? Belki derin düşüncelere dalmıştır, belki tuvalettedir, belki yolculuktadır; belki de uyuyordur da uyandırılması gerekir» dedi.

Bunun üzerine daha yüksek sesle bağırdılar; adetleri uyarınca üzerlerinden kan fışkırıncaya dek kılıçlar ve mızraklarla bedenlerini yaraladılar. Öğle geçtikten sonra akşam sunusu vaktine dek kendilerinden geçip böğürdüler; ama ne bir ses vardı, ne bir yanıt, ne de aldıran.

İlyas bütün halka, «Bana yaklaşın» dedi. Herkes ona yaklaştı. İlyas Babamız'ın yıkılmış olan sunağını onardı.

İlyas, kendisine Babamız'ın, «Senin adın İsrail olacak» diye seslendiği Yakup oğullarının oymaklarının sayısınca on iki taş aldı.

Bu taşlarla Babamız'ın adına bir sunak yaptı. Sunağın çevresine yaklaşık on dört litre tohum alacak büyüklükte bir hendek kazdı. Odunları dizdi, boğayı parçalara ayırıp odunların üzerine koydu. Sonra, «Dört testiyi suyla doldurup yakmalık sununun ve odunların üzerine dökün» dedi. «Bir daha yapın» dedi; bir daha yaptılar. «Üçüncü kez yapın» dedi; üçüncü kez yaptılar. Su sunağın çevresine akıp yayıldı; hendek bile suyla doldu.

Akşam sunusu vaktinde Peygamber İlyas yaklaşıp şöyle dedi: «Ey İbrahim'in, İshak'ın ve İsrail'in Tanrısı Babamız, İsrail'de senin Tanrı olduğun, benim de senin kulun olduğum ve bütün bunları senin sözünle yaptığım bugün bilinsin. Bana yanıt ver, ya Babamız, yanıt ver ki, bu halk senin, ya Babamız, Tanrı olduğunu ve onların yüreklerini yeniden kendine döndürdüğünü bilsin.»

O anda Babamız'ın ateşi düştü; yakmalık sunuyu, odunları, taşları ve toprağı yakıp yok etti, hendekteki suyu da yalayıp kuruttu. Bütün halk bunu görünce yüzüstü yere kapandı ve, «Babamız, Tanrı O'dur! Babamız, Tanrı O'dur!» diye haykırdı. a a v39 Baal'ın ardınca gitmiş olan halk yere kapanıp gerçek Tanrı'yı ilan ediyor — Baba, yoldan sapmış çocuklarını yeniden kendine çekiyor.

İlyas onlara, «Baal'ın peygamberlerini yakalayın; hiçbiri kaçmasın» dedi. Onları yakaladılar. İlyas peygamberleri Kişon Vadisi'ne indirip orada öldürdü.

Sonra İlyas Ahav'a, «Git, yiyip iç; çünkü şiddetli yağmurun uğultusu duyuluyor» dedi.

Ahav yiyip içmeye gitti. İlyas ise Karmel Dağı'nın tepesine çıktı. Orada yere eğildi, yüzünü dizlerinin arasına koydu. Uşağına, «Haydi, çık da denize doğru bak» dedi. Uşak çıkıp baktı ve, «Hiçbir şey yok» dedi. İlyas yedi kez, «Yine git» dedi.

Yedinci kez uşak, «İşte, denizden insan eli kadar küçük bir bulut yükseliyor» dedi. İlyas, «Git, Ahav'a, ‹Arabanı hazırla da yağmura yakalanmadan in› de» dedi.

Bu arada gökyüzü bulutlarla, rüzgârla karardı; şiddetli bir yağmur başladı. Ahav arabasına binip Yizreel'e gitti. Babamız'ın eli İlyas'ın üzerindeydi; İlyas cüppesini beline sokup Yizreel'in girişine kadar Ahav'ın önünde koştu.

A young man reading the Father's Heart Bible (FHB) print edition in a coffee shop Artık basılı

Yorumlar

Bu bölümün içinizde uyandırdığı bir düşünce, soru ya da kelime — burada paylaşın. Her yorum adınızı katkıda bulunanlar duvarına ekler.

Okumak, dinlemek, kopyalamak ve paylaşmak herkese açıktır — hesap gerekmez. Yorum yapmak, işaretlemek ve yerinizi kaydetmek ücretsiz hesapla gelir ve her yorum adınızı katkıda bulunanlar duvarına ekler.

Aileye katılın — ücretsiz →
  • Henüz yorum yok. Sesinizi ekleyen ilk kişi olun.